top of page

Varsayım Yasası

Yazarın fotoğrafı: asyaturkoqlu1
asyaturkoqlu1
22 Tem
3 dakikada okunur

Işıklar, kamera…

Bir saniye, bu benim repliğim.

Bugün sahneyi kısa bir süreliğine harika bir misafir yazara bırakıyoruz. 🎬

Lumos'ta farklı seslere, farklı bakış açılarına ve üzerine konuşmaya değer fikirlere her zaman yer var. Bu haftaki konu ise son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan Varsayım Yasası (Law of Assumption).

Hazırsanız ışıkları açıyoruz. 

Varsayım Yasası: Zihnin Aynasında Geleceği Yaşamak

Perde senin için açılıyor.

Neville Goddard’ın da dediği gibi;

"Dünya bir aynadır ve sana sadece senin içinde var olanı yansıtır."

Dünya bize her zaman dışarıda bir yerlerde aramamızı söyler. Başarıyı, sevgiyi, huzuru... Sanki hepsi bizden bağımsız birer nesneymiş ve doğru adımları atarsak onları yakalayabilirmişiz gibi. Oysa 20. yüzyılın en sıra dışı mistiklerinden biri olan Neville Goddard, bu yanılsamanın perdesini çok uzun zaman önce aralamıştı. Onun öğretisine göre; dış dünya sadece iç dünyamızın, bilincimizin devasa bir ekrana yansıyan gölgesinden ibarettir.

İşte Varsayım Yasası (Law of Assumption) tam olarak burada başlar: Bir şeyi dilemekten vazgeçip, o şeye zaten sahip olduğunu varsaymak.

"Arzu Etmek" ve "Zaten Sahip Olmak" Arasındaki O İnce Çizgi

Çoğu spiritüel öğreti bize "istemeyi" ve "manifestlemeyi" öğretir. Ancak Neville Goddard, istemek eyleminin aslında çok tehlikeli bir frekans barındırdığını söyler. Bir şeyi çok yoğun istediğinde, evrene aslında şu mesajı verirsin: "Bende bu yok." Ve evren, senin bu "yokluk" hissini büyüterek sana geri yansıtır.

"İstediğin şeyi değil, zaten olduğun şeyi kendine çekersin." — Neville Goddard

Kendisi, zaten varolan boşlukta istediğimiz şeye sahip olduğumuzu, ve yalnızca o frekansa girdiğimizde, o hâlimize ulaşabileceğimizi söyleyen bir iletiyi destekler.

Peki Ama Nedir Bu "Frekansa Girmek" ve "Varsaymak"?

Burada durup biraz soluklanalım.

"Frekansa Girmek": Ruhunu Akort Etmek

"Frekansa girmek" dediğimiz şey, aslında bir duygu durumuna yerleşmektir. Bir radyo alıcısı gibi düşünün kendinizi. Eğer içinizde sürekli "yetersizlik, kaygı ve eksiklik" şarkıları çalıyorsa, hayatın size sunacağı güzellikleri duyamazsınız.

Aslında frekans;

Bir melodiye eşlik etmektir, çok sevdiğiniz bir şarkı çalmaya başladığında vücudunuzun ritim tutması, içinizin kıpır kıpır olmasıdır. İşte hayalinizdeki o hayatın neşesini, huzurunu şimdiden içinizde hissetmek, o şarkıya eşlik etmeye başlamaktır.

Kendini nerede görmek istiyorsan, o hâline sahipmişsin gibi davran, o kafa yapısına gir ki istediğinin frekansına girmiş ol.

Kendinden kuşku etmeden, sorgulamadan istediğin şeyin hissini yaşamaktır.

Örnek verelim:

Zengin olmak mı istiyorsun?Bir milyoner ne yapar, araştır.

Özgüven mi kazanmak istiyorsun?Özgüvenli bir insan neler yapar, nasıl yürür, hareketleri, tavırları, mimikleri… Araştır.

Ve oymuşsun gibi davran.

Zenginmişsin gibi, özgüvenliymişsin gibi.

Ve işin sonunda farkedeceksin ki, istediğin kişi olmuşsun.

Çünkü frekansa girmek budur.

Ne eksik ne fazla, tam olarak budur.

Ne hayal, ne de yanlış.

Hatta duyduğun pek çok isim bile geldiği noktaya, varsayarak geldiğini söyler.

Jim Carrey: 10 Milyon Dolarlık Boş Çek

Henüz beş parasız, genç bir oyuncuyken cebinde bir hayalle Hollywood tepelerine çıkardı. Kendine, üzerine "Oyunculuk hizmetleri karşılığında" yazılı, tam 10 milyon dolarlık hayali bir çek yazdı ve bunu cüzdanında taşıdı. O paraya sahip olmanın getirdiği o rahatlamayı her gün hissetti. Yıllar sonra tam da o çekin üzerine yazdığı tarihte, Dumb and Dumber filminden tam 10 milyon dolar kazandı. O, fiziksel dünyada belirmeden çok önce o paraya zaten sahipti.

Lady Gaga: Şöhreti "Varsayan" Bir Ruh

Lady Gaga, henüz barlarda ve küçük sahnelerde adı sanı duyulmamış biriyken bile bir süperstar gibi davrandığını söyler.

"Şöhret benim içimdeydi. Ben sokakta yürürken herkesin bana baktığını, benim bir dünya yıldızı olduğumu varsayarak yürürdüm. Zihnimde o sahneyi o kadar çok yaşadım ki, fiziksel gerçekliğin bana yetişmekten başka çaresi kalmadı," der.

Arnold Schwarzenegger: Zihinde Çizilen Sınırlar

Vücut geliştirmeden sinemaya, oradan valiliğe uzanan imkânsız gibi görünen kariyerini tek bir şeye borçlu olduğunu açıklar:

"Zihnimde o kupayı kaldırdığımı, o kürsüde durduğumu o kadar net görür ve hissederdim ki... Oraya ulaştığımda bu benim için yeni bir şey değildi. Ben o anı zihnimde zaten binlerce kez yaşamıştım."

Aslında tüm sır, hayatın bize sunduğu o devasa sahnede saklı. Bizler sadece başkalarının yazdığı oyunları izlemeye gelmiş figüranlar değiliz; kendi hayatımızın başrol oyuncusuyuz. Ve iyi bir oyuncu, sahneye çıkmadan önce o karakterin ruhunu giyinir.

Eğer aynadaki görüntüyü değiştirmek istiyorsan, aynayı silmeye çalışmayı bırak; sadece kendi duruşunu değiştir.

Bugün, aynadaki o yansımana bakmayı bırak. Zihnindeki o en parlak, en özgür, en huzurlu versiyonunun gözlerinin içine bak. O sana çok uzak bir gelecekte değil; hemen şurada, bir nefes ötedeki o sessiz boşlukta seni bekliyor.

Şimdi derin bir nefes al, o insanın kıyafetlerini üzerine geçir ve ilk adımını at.

Perde senin için açılıyor.

Neville Goddard’ın da dediği gibi;

"Dünya bir aynadır ve sana sadece senin içinde var olanı yansıtır."

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page