IŞIKLAR, KAMERA, SIRÇA FANUS
- asyaturkoqlu1
- 14 Haz
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Haz

Sırça Fanus Sylvia Plath tarafından yazılmış bir kitaptır. Hikâye, 1950’lerde New York’ta rekabetçi yayıncılık sektöründe iş bulan bir üniversite öğrencisi, Esther Greenwood’un etrafında şekillenir. Esther hırslı, zeki ve yeteneklidir; ancak toplumun baskılarıyla birlikte ruh sağlığı sorunlarıyla da mücadele eder. Hepimizin bildiği gibi, Elvis Presley, Sam Cooke ve Chuck Berry sahnede özgürce kendilerini ifade ederken, kadınlar o dönemde sınırlı kariyer fırsatları, toplumsal baskılar ve evlilik–aile konusundaki katı beklentilerle karşı karşıyaydı. Kitaptan açıkça anlaşıldığı üzere Esther de bu kadınlardan biridir.
Bence bu kitap iki bölüme ayrılabilir. İlk bölüm, Esther’in topluma uyum sağlama ya da sağlayamama mücadelesine odaklanır. İkinci bölüm ise onun ruh sağlığını ele alır. Ancak bugün özellikle ruh sağlığıyla ilgili yaşadığı zorluklara odaklanmak istiyorum.
Esther’in ruhsal sorunları yavaş yavaş ortaya çıkar. Onun mücadelesiyle ilgili ilk izlenimim, öğrenmek ya da başarmak istediği şeyleri sürekli ertelemesiydi. Kitabın bir bölümünde, editörüyle konuşurken, editör ona kaç dil bildiğini sorar. Esther de aslında hep Almanca öğrenmek istediğini hatırlar. Ancak ne zaman bir Almanca sözlüğü açsa, öğrenmeyi başka bir zamana bırakır. Bu örnek, her şeyi öğrenme isteği olduğunu ama ilerleme kaydedemediğini gösterir. İşte bu bizi incir ağacı teorisine yönlendiriyor.
Bu teori şöyle yorumlanabilir: her incir, Esther’in hayatında başarmak istediği bir şeyi temsil eder; ancak birini seçtiğinde, diğerlerini kaybeder. İstediği her şeyi öğrenememe veya olmak istediği her şey olamama düşüncesi bile onu huzursuz eder.
Evine döndüğünde annesiyle yaşamaya başlayan Esther, durumundan dolayı mutsuz olur. Bir süre sonra annesi onda bir tuhaflık fark eder ve Esther bir psikiyatriste gitmeye başlar. Psikiyatrist ziyaretlerinin detaylarına ve hikâyenin geri kalanına girmeden önce, incir ağacı teorisi üzerine kendi bakış açımı paylaşmak istiyorum. Geleneksel yorum, bir hedefi seçmenin diğerlerinden vazgeçmeyi gerektirdiğini söyler. Ben ise farklı düşünüyorum. Bana göre, eğer incirlerin tadını seviyorsanız, ağaç boşalana kadar yemeye devam edersiniz.
Bu bakış açısı, Esther’in seçim yapmaktaki tereddüdünün yalnızca korkuyu değil, hayatın sunduğu her şeyi yaşama arzusunu da yansıttığını gösterir. Daha önce belirttiğimiz gibi, hayatta istediği her şeyi deneyimleyememek, onun ruh sağlığı sorunlarının başlangıcıdır. Psikolojik tedavi görürken, intihar girişimlerini dahi düşünmeye ve planlamaya başlar. Bu durum, hem toplumdan hem de kendi beklentilerinden hissettiği baskının ne kadar ağır olduğunu gösterir.
Sırça Fanus'un sonunda Esther’i, psikiyatrik değerlendirme kurulunun kapısında bir National Geographic dergisi okurken görürüz. İçeri çağrıldığında odaya girer ve kitap burada biter. Onun iyileşip iyileşmediğini ya da hastanede kalıp kalmadığını asla öğrenemeyiz. Ancak bence asıl önemli olan, Esther’in hikâyesinden çıkarabileceğimiz derslerdir.
Kitabı bitirdikten sonra sürekli bir bölümü düşündüm. Hayır, incir ağacı teorisi değil—Almanca öğrenmeyi hep ertelemesi üzerine düşündüğü bölüm. Benim de hayatımda başarmak istediğim büyük hedefler var: üniversiteye girmek, iş bulmak, ev almak... yani herkesin hayalini kurduğu klasik şeyler. Ama bir de hep yapmak isteyip sürekli ertelediğim küçük şeyler var: Fransızca öğrenmek, deneme yazmaya başlamak ve masamın üstündeki o kırmızı bardağı kaldırmak bile. Ve biliyor musunuz? Bunları birkaç hafta önce yapmaya başladım ve şimdiden kendimi daha iyi hissediyorum.
Peki siz de bir erteleme alışkanlığı olan biri misiniz?
Geçmişte yapmadığınız için bugün pişmanlık duyduğunuz şeyler var mı?
Bu konuda sizin fikirlerinizi de çok merak ediyorum!
Şimdilik ışıkları kapatıyorum…
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!
Asya Türkoğlu



Yorumlar